Devrialem.net

Şeytan Kalesi: Çıldır'daki Orta Çağ Savunma Yapısı

Şeytan Kalesi, Ardahan'ın Çıldır ilçesinde yer alan, Orta Çağ'dan günümüze ulaşmış ve Karaçay Vadisi'ndeki kayalık bir yarımadada yükselen tarihi bir kaledir.

Şeytan Kalesi (Çıldır, Ardahan), Karagozerkan
Fotoğraf: Karagozerkan, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons

Yayın Tarihi: Ekim 2026

Kısaca

  • Ne: Orta Çağ döneminden günümüze sağlam kalmış, taş malzemeli tarihi bir Gürcü savunma kalesidir [1].
  • Nerede: Ardahan ilinin Çıldır ilçesinde, Yıldırımtepe köyü sınırları içindeki kayalık bir vadide yer alır [2].
  • Neden önemli: Kafkasya ile Anadolu arasındaki stratejik geçiş yolunu tutan, antik izler barındıran bir savunma yapısıdır [2].

Kuzeydoğu Anadolu coğrafyasında yer alan savunma yapıları büyük bir öneme sahiptir. Bu yapılar, bölgenin kadim geçiş yollarını yüzyıllar boyunca güvenlik altında tutmuştur [3]. Bölgedeki savunma ağının eserlerinden biri de Şeytan Kalesi’dir. Kale, vadilerin birleşme noktasında bulunan kayalık bir yarımada üzerinde yükselmektedir [3].

Bölge, Kafkaslar ile Anadolu arasındaki stratejik hatları birbirine bağlar. Bu özelliğiyle oldukça kıymetli bir coğrafi geçiş noktasında yer alır [2]. Tarihsel metinlerde Palakatsio adıyla anılan bölge, günümüzde Çıldır Gölü çevresini ve Çıldır yöresini içine alan tarihî coğrafi alandır. Bu kadim yapı işte söz konusu Palakatsio bölgesinde bulunmaktadır. Yapı, günümüze kadar sağlam ulaşabilmiş nadir Orta Çağ mirasları arasında gösterilmektedir [1].

Neresi?

Şeytan Kalesi, Türkiye’nin kuzeydoğu sınır hattında yer almaktadır. Kale, Ardahan ilinin Çıldır ilçesi sınırları dahilindedir [3]. Tarihi yapı, günümüzde Çıldır kasabasının bir mahallesi sayılan Yıldırımtepe köyü sınırlarında konumlanmıştır. Burası korunması gereken tescilli bir kültür varlığıdır [1].

Köy yerleşiminden kaleye olan mesafe kaynaklarda farklı sayılarla aktarılmaktadır. Bazı kaynaklar bu mesafeyi 1,3 kilometre olarak verirken, bazıları 1,5 ile 2 kilometre arasında belirtmektedir [3]. Bu küçük mesafe farkının anlaşılır sebepleri vardır. Ölçümlerin yapıldığı farklı başlangıç noktaları ya da kaleye giden farklı yürüyüş güzergahları bu duruma yol açmış olabilir [1].

Yapının bulunduğu yerleşim birimi, geçmiş dönemlerde oldukça hareketli bir ticaret alanıydı [1]. Bu yerleşim o dönemlerde Rabat adıyla anılmaktaydı [1]. Rabat terimi, günümüzde sadece Fas’ın başkenti olan kenti akla getirebilir. Oysa bu sözcük tarihsel ve yerel anlamda kalelerin hemen eteklerinde yer alan yerleşimleri anlatır. Korunaklı bir kalenin yakınında tüccarların konakladığı pazar yerlerine, dış mahallelere veya ticaret merkezlerine geçmişte rabat denmekteydi. Eski adı Rabat olan bu pazar yeri, zaman içerisinde dönüşmüştür. Böylece günümüzdeki yerleşim yeri kimliğine kavuşmuştur [1].

Coğrafi koordinat sistemine bakıldığında kale, 41°09′15″ kuzey enlemi üzerindedir. Boylam olarak ise 43°07′53″ doğu boylamında konumlanmaktadır [1]. Bu tarihi yapı kompleksi son derece sarp bir tepede kurulmuştur. Yapı, deniz seviyesinden yaklaşık 1910 metre yükseklikte bulunmaktadır [1].

Kale arazisi, Karaçay Vadisi tarafından çevrelenmiştir. Bu derin vadinin çevrelediği kayalık bir yarımadanın zirvesinde son derece korunaklı bir noktadadır [3]. Doğal yer şekilleri kalenin güvenliğini artırmıştır. Bu sarp yarımadanın kuzey, güney ve doğu yönleri dik yamaçlardan oluşur. Bu üç cephe doğrudan derin uçurumlara açılmaktadır [3].

Kalenin hemen yanından akan derenin sağ kıyısında dik yamaçlar uzanır. Bu yamaçlar, alanı doğal bir savunma mevzisine dönüştürmüştür [1]. Üç tarafı derin uçurumlarla çevrelenmiş olan bu kayalık yarımadaya karadan yaklaşmak güçtür. Alana yalnızca tek bir güvenli yönden, karayolu bağlantısıyla ulaşmak mümkündür [1]. Tarihsel süreçte Çıldır ve çevresini tanımlayan Palakatsio bölgesindeki bu stratejik coğrafi konum, yapıya büyük avantaj sağlamıştır. Kaleye asırlar boyunca aşılması son derece güç bir doğal koruma sunmuştur [1].

Tarihçe

Kalenin Gürcüce kaynaklardaki asıl adı Kacistsihe biçiminde geçmektedir [1]. Bu ifade Türkçeye Şeytan Kalesi olarak tercüme edilmiştir [1]. Bunun yanında bazı yazılı kaynaklarda farklı adlandırmalar da görülür. Eski bölgesel kayıtlarda bu savunma yapısı doğrudan Çıldır Kalesi adıyla da anılmaktadır [1].

Kalenin böylesine sert ve ürkütücü bir adla anılmasının doğrudan bir sebebi vardır. Yapı son derece zorlu bir arazide kurulmuştur. Bu nedenle kalenin fethi geçmişte neredeyse imkansız olarak görülmüştür [1]. Halk arasındaki yaygın bir efsaneye göre kalede yaşayanların yenilmezliği açıklanmaya çalışılmıştır. Bu yenilmezlik hissi zamanla kötü ruhlarla ve şeytani güçlerle ilişkilendirilmiştir [1].

Kalenin geçmişine yönelik bazı görüşler bulunmaktadır. Bu görüşlerde yapının ilk kez Urartular döneminde kurulduğu ileri sürülmüştür [1]. Fakat Urartu dönemi tezi henüz kanıtlanmış değildir. Bu iddiayı doğrulayan yazılı bir belgeye henüz ulaşılamamıştır [1].

Daha geç tarihli kaynakların aktardığı veriler farklı bir tablo çizer. Bu veriler kalenin erken bir Orta Çağ savunma eseri olduğuna işaret etmektedir [1]. Bununla birlikte bölgede 2017 yılında yüzey araştırmaları yürütülmüştür. Bu araştırmalarda alanda İsa’dan Önce 5. ve 4. yüzyıllara ait seramik parçaları bulunmuştur [3].

Klasik antik dönemi yansıtan bu seramik parçaları önemli bir ipucudur. Bu buluntular, alanda antik zamanlarda da belirli bir insan hareketliliği ve yerleşimi olduğunu düşündürür [3]. Kuzeydoğu Anadolu arkeolojisinde doğrudan klasik döneme bağlanan böylesi seramik buluntularına yayımlanan araştırmalarda rastlanmadığı belirtilmektedir [3].

Ancak alanda ele geçen birkaç seramik kırıntısına bakarak aceleci kararlar verilmemelidir. Bu parçalar tek başına Orta Çağ öncesine ait bir kalenin varlığını kesin bir dille ispatlamaz [3]. Nitekim uzmanlar tarafından yapılan saha incelemelerinde kalede ve çevresinde antik döneme tarihlenebilecek hiçbir mimari kalıntı saptanamamıştır [3]. Alandaki seramik buluntuların büyük bölümü daha geç tarihlere aittir. Bu buluntular İsa’dan Sonra 10. ile 13. yüzyıllar arasındaki Orta Çağ dönemini işaret etmektedir [3].

Ünlü Gürcü şairi Şota Rustaveli’nin 12. yüzyılda kaleme aldığı Kaplan Postlu Adam destanında da bir kaleden bahsedilmektedir [1]. Destan metninde Kacta Tsihe ismi geçmektedir. Bu ismin İran’daki meşhur Alamut Kalesi olmadığını savunan güçlü görüşler vardır. Araştırmacılar, destandaki yapının buradaki Şeytan Kalesi olduğuna yönelik kuvvetli ihtimaller üzerinde durmaktadır [1].

Yapı, Orta Çağ süresince uzun yıllar Gürcistan Krallığı idaresinde kalmıştır. Ardından Samtshe-Saatabago yönetiminin denetimi altında varlığını sürdürmüştür [1]. Samtshe-Saatabago, Orta Çağ döneminde Gürcistan’ın güneyinde ve bugünkü sınır bölgelerimizde hüküm sürmüş yerel bir Gürcü prensliğidir. Bu yönetim, başında ‘Atabeg’ unvanı taşıyan yöneticilerin bulunduğu özerk bir beylik niteliğindedir [1].

Bölgedeki gelişmeleri aktaran önemli bir yazılı eser bulunmaktadır. Bu eser, Gürcüce adıyla Meshuri Matiane olarak anılan tarihi bir vakayinamedir [1]. Vakayiname terimi, dönemin siyasi ve toplumsal olaylarını kronolojik sırayla kaydeden resmi tarih günlüğü anlamına gelir. Bahsi geçen bu Meshuri Matiane adlı kronik, 1561 ile 1587 arasındaki dönemin bölgesel olaylarını ayrıntılı şekilde kapsamaktadır [1].

Bu vakayinamenin aktardığı bilgilere göre Samtshe-Saatabago hükümdarı İkinci Manuçar, Osmanlı paşası Lala Mustafa Paşa ile bir araya gelmiştir. İki lider arasında diplomatik bir anlaşmaya varılmıştır [1]. Yapılan bu resmi uzlaşma sonucunda Şeytan Kalesi’nin de dahil olduğu altı müstahkem kale Osmanlı yönetimine devredilmiştir [1].

Osmanlı Devleti yeni yönetimi altına giren bu yerleri kayıt altına almıştır. Kale, 1595 tarihli mufassal defterine işlenmiştir [1]. Mufassal defteri, Osmanlı idaresinin fethettiği veya yönettiği sancaklardaki vergi kaynaklarını, nüfusu, köyleri, kaleleri ve gelirleri tek tek, ayrıntılı olarak kaydettiği resmi tahrir belgesidir. 1595 yılına ait bu ayrıntılı defterde kale adı Gürcüce telaffuzuna sadık kalınarak Kacisiha şeklinde kaydedilmiştir [1]. İlginç bir şekilde aynı defterde Tetra Tsihe adı Akçakale olarak, Okros Tsihe adı ise Altunkale olarak Türkçeleştirilmiştir. Ancak Şeytan Kalesi’nin orijinal Gürcüce adı o dönem korunmuştur [1].

Kalenin adı ancak daha sonraki devirlerde yürütülen resmi yazışmalarda Türkçeye aktarılmıştır. Böylece resmi evraklarda Şeytan Kala biçiminde kullanılmaya başlanmıştır [1]. Bölgedeki Osmanlı hakimiyetiyle birlikte yapının stratejik işlevi devam etmiştir. Eser, 16. yüzyıldan itibaren askeri ve lojistik amaçlarla kullanılmayı sürdürmüştür [1].

Günümüzde ise yapı oldukça yıpranmış durumdadır. Eser, doğal çevre etmenleri ve beşeri tahribatlar nedeniyle ciddi koruma sorunları ile karşı karşıya bulunmaktadır [2]. Yapılan bilimsel araştırmalar dikkat çekici bir ihmali gösterir. Kaleye yönelik günümüze kadar hiçbir kapsamlı restorasyon veya koruma çalışması yapılmadığı açıkça ortaya konmaktadır [2]. Alanın sahip olduğu yerleşim katmanlarını ve geçmişini bütünüyle anlayabilmek için alanda kapsamlı bir arkeolojik kazı yürütülmesi zorunludur [3].

Neye benziyor?

Şeytan Kalesi, arazi topoğrafyasına uygun olarak inşa edilmiştir. Yapı, topoğrafik eğimlerin ve kayalıkların kıvrımlarına tamamen ayak uyduran asimetrik ve serbest bir mimari plana sahiptir [1]. Yapının ana çevre surları boyunca uzanan sınırları ölçülmüştür. Bu ölçümler sonucunda kalenin genel ebatları 161 metreye 93 metre şeklinde kayıtlara geçirilmiştir [1].

Bina topluluğu belirgin mimari niteliklere sahiptir. Taş işçiliği ve biçimsel kurgusuyla tipik Orta Çağ Gürcü savunma mimarisi özelliklerini sergilemektedir [1]. Kalenin genel savunma hattı üzerinde geçmişte üç adet kule yer almaktaydı. Günümüze gelindiğinde ise bu kulelerden sadece biri sağlam kalmayı başarabilmiştir [1].

Kalenin ana burcu arazinin batı kenarında yükselmektedir. Burç yapısı, arazinin en yüksek tepe noktasına sağlam biçimde oturtulmuş durumdadır [3]. Burç terimi, sur duvarları boyunca belirli aralıklarla yükselen ve savunmayı güçlendiren çok katlı taş kuleleri ifade etmektedir [3].

Bu ana burçtan iki kol şeklinde ayrılan beden duvarları mevcuttur. Bu duvarlar yükseltinin sınır hatları boyunca vadiye doğru kademeli olarak uzanmaktadır [3]. Beden duvarı kavramı, burçları ve kuleleri birbirin bağlayan kalın, sağlam ve koruyucu ana kale surlarını tanımlamaktadır [3].

Batı kenardaki ana burcun ve beden duvarlarının araziyle oluşturduğu düzen ilginçtir. Bu mimari yerleşim, yapının dışarısında üçgen formlu bir boşluk meydana getirir [3]. İki burç arasında kalan kale kapısının hemen dışında, Orta Çağ askeri mimarisinde sıkça başvurulan akılcı bir savunma düzeni uygulanmıştır [3].

Bu düzenleme mimarlıkta dirsekli koridor adıyla anılmaktadır. Dirsekli koridor sistemi, kapıya yaklaşan yolu dolambaçlı ve kıvrımlı hale getirir. Bu sayede düşman birliklerinin ana giriş kapısına doğrudan, düz bir hat üzerinden hızla hücum etmesini zorlaştırmaktadır [3]. Dışarıdan kaleye doğru yaklaştıkça arazi eğimi daha da dikleşmektedir. Bu dik yamaçlar savunma hatlarını dışarıdan gelenlere karşı aşılmaz kılmaktadır [3].

Kalenin alt kotunda, 14. yüzyıla tarihlendirilen tek nefli bir Hristiyan kilisesinin kalıntıları yükselmektedir [1]. Burada geçen alt kot ifadesi, mimarlıkta ve inşaatta bir yapının zemin seviyesine göre daha aşağıda kalan yüksekliğini veya alt terasını anlatır. Yani kilise, kalenin ana merkezinden daha alçak bir teras seviyesinde yer almaktadır. Kilise için kullanılan tek nefli yapı terimi ise iç mekanı sütun sıralarıyla bölünmemiş olan ibadethaneleri ifade eder. Bu yapılar, başından sonuna kadar tek bir koridor veya salon biçiminde uzanan sade ibadethanelerdir [1].

Aziz Stefan’a adandığı anlaşılan bu küçük şapelden günümüze çok az iz kalmıştır. Zamanın yıpratıcı etkileriyle yapının sadece dört ana taş duvarı ayakta durmaktadır [1]. Bu şapelin 23 metre kuzeydoğusunda dairesel planlı bir sarnıç yer alır. Bu su yapısı ana kayaya özenle oyulmuştur [3].

Sarnıç, kale hayatında hayati öneme sahip bir unsurdur. Kuşatma ve kuraklık dönemlerinde kale sakinlerine düzenli su temin eden korunaklı bir depolama haznesidir [3]. Ayrıca kale içerisinden vadi tabanına inen bir yol bulunmaktadır. Buradaki kayaya oyulmuş merdiven basamakları, akarsuya güvenli bir iniş sağlamak amacıyla yapılmıştır ve günümüze kadar korunmuştur [1].

Kalenin güneybatı surlarına bitişik konumda inşa edilmiş dikdörtgen planlı bir başka yapı kalıntısı daha bulunmaktadır [3]. Bu yapı kâgir teknikle inşa edilmiştir [3]. Kâgir yapı ifadesi, taşıyıcı sisteminde ahşap kullanılmayan binaları tanımlar. Doğrudan taş, tuğla ve harç gibi ateşe dayanıklı ve sert malzemelerle örülen sağlam taş binalara kâgir yapı denir. Yapılan araştırmalara göre bu dikdörtgen mekanın geçmişte muhtemelen bir malzeme deposu ya da kiler olarak kullanıldığı düşünülmektedir [3].

Dairesel sarnıcın kuzey ve kuzeybatı taraflarında başka kalıntılar da görülmektedir. Bu kısımlarda yalnızca temel düzeyinde varlığını sürdüren bazı taş yapı izleri gözlenmektedir [3]. Bu temel kalıntılarının geçmişte hangi işlevle inşa edildiğini kesin olarak anlayabilmek için alanda derinlemesine arkeolojik kazı yapılması gereklidir [3].

Yörede klasik mermer sütunlar veya kitabeler bulunmamaktadır [3]. Kalenin taş yüzeylerinde belirgin bir süsleme veya bezeme motifi yer almaz. Yapının tüm hatlarına son derece işlevsel ve yalın bir savunma mantığı hakimdir [1].

Ziyaret notları

Şeytan Kalesi’ni görmek isteyenler için bir ulaşım imkanı mevcuttur. Yapının yakınındaki seyir tepesine kadar uzanan döşeli bir taşıt yolu bulunmaktadır [1]. Araç yolunun bittiği bu seyir tepesinden itibaren kaleye ulaşmak için yürümek gerekir. Ulaşım, kayalık yamaçları aşan patika bir yürüme parkuruyla sağlanmaktadır [1].

Kayalık yarımadaya doğru inen bu patika boyunca dikkatli adımlar atılmalıdır. Yürüyüş esnasında zeminin taşlık yapısı ve arazinin dik eğimi göz önünde bulundurulmalıdır [3]. Kale, günümüzde geceleri aydınlatılan önemli tarihi eserler arasında yer alır [1].

Yapılan gece aydınlatması sayesinde vadide yükselen kale silüeti etkileyici bir görüntü sunar. Bu tarihi yapı, karşıdaki seyir tepesinden akşam saatlerinde de rahatlıkla izlenebilmektedir [1]. Kalenin ziyaret saatleri, olası giriş ücreti ve güncel ulaşım olanakları yazılı kaynaklarda yer almamaktadır. Bu nedenle seyahate çıkmadan önce bu ayrıntıları resmî kaynaklardan teyit etmeniz tavsiye edilir [1].

Kalede bugüne kadar hiçbir kapsamlı restorasyon yapılmamıştır. Bu durum sebebiyle surlarda ve yapılarda malzeme kayıpları ile ciddi tahribatlar bulunmaktadır [2]. Üç yönü derin Karaçay uçurumlarıyla çevrili olan kalede gezerken dikkatli olunmalıdır. Ziyaretçilerin kişisel güvenlik önlemlerine büyük özen göstermesi gerekmektedir [3]. Doğal aşınmalar ve insan kaynaklı tahribatlarla yıpranan bu nadir kültür mirasını korumak büyük önem taşır. Bu yüzden yapı taşlarına hiçbir şekilde zarar verilmemeli ve çevresi temiz tutulmalıdır [2].

Konum

Harita: © OpenStreetMap katkıcıları. Haritada büyüt · Google Haritalar · Apple Haritalar

İşaret yaklaşık konumu gösterir; kesin konum için yerel kaynaklara bakın.

Kaynaklar

Bu yazı yayımlanmış kaynaklardan derlenmiştir. Gitmeden önce çalışma saatlerini, erişim koşullarını ve güncel durumu resmî kaynaklardan teyit edin.

Yakındaki yerler

Mesafeler kuş uçuşu, yaklaşıktır; yol süresi değildir.