Devrialem.net

Ani Ören Yeri: Arpaçay Kıyısındaki Tarihî Kent

Arpaçay kanyonu kenarında, Kars'ın güneydoğusunda yer alan, Demir Çağı'ndan kalma çok katmanlı bir tarihî kent. UNESCO Dünya Mirası ve arkeolojik alan 250,7 hektar.

Arpaçay Kanyonu ve Tarihî Ani Harabeleri (Kars), Adam Jones
Fotoğraf: Adam Jones, CC BY-SA 2.0, Wikimedia Commons

Ekim 2026

Kısaca

  • Ne: Kaynaklara göre Demir Çağı’ndan kalan, surlar ve çeşitli ibadethaneler barındıran çok katmanlı bir tarihî yerleşimdir [1].
  • Nerede: Kars kentinin güneydoğusunda, Arpaçay kanyonu kenarında ve Ocaklı Köyü bitişiğinde yer alan geniş bir platodadır [1].
  • Neden önemli: Bagratuni Krallığı’na başkentlik yapmış, 1064 fethiyle Anadolu kapılarını Türklere açmış ve UNESCO Dünya Mirası olmuştur [1].

Kars yönünden doğuya doğru ilerleyen bir yolcu, Arpaçay boyuna ulaştığında geçmiş çağların izlerini taşıyan geniş bir vadiyle karşılaşır [1]. Bu plato, iki tarafı derin kanyonla kuşatılmış korunaklı bir alandır [1]. Bölge, yüzyıllar boyunca ticaret yollarının ve farklı halkların ortak buluşma noktası olmuştur [1]. Günümüzde ise rüzgârın dolaştığı surlar ve vadinin kıyısına dizilen taş yapılar, eski bir kentin etkileyici silüetini gözler önüne sermektedir [1].

Burası sadece taş binalardan ibaret bir saha değildir [1]. Kaynaklara göre Doğu Anadolu coğrafyasında Tunç ve Demir Çağı yerleşim evrelerini barındıran kültür havzalarından biridir [1]. Yüzyıllar boyunca farklı inançlar, hanedanlar ve zanaatkârlar bu sert kayalık zemin üzerinde kendi izlerini yan yana bırakmıştır [1]. Doğa ile bütünleşen bu geniş arkeolojik alan, kayalık bir plato üzerinde yer almaktadır [3].

Şimdi, kaynaklardaki yazılı belgeler ve arkeolojik veriler ışığında bu kadim kentin ayrıntılarına yakından bakalım [1].

Neresi?

Ani Ören Yeri, Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan Kars il merkezinin güneydoğu kesiminde konumlanmaktadır [1]. Yerleşimin merkeze mesafesi konusunda kaynaklarda farklı bilgiler bulunmaktadır [2]. Bu mesafe bir yayında 45 kilometre olarak verilir [2]. Buna karşılık başka bir incelemede ise kentin Kars merkezine 40 kilometre uzaklıkta yer aldığı açıkça ifade edilmektedir [4].

Ören yeri arazisi, Arpaçay ile Ocaklı Köyü sınırının hemen bitişiğinde yükselen kayalık bir plato üzerinde bulunmaktadır [2]. Coğrafi koordinatları kaynaklarda 40 derece 30 dakika kuzey enlemi ve 43 derece 34 dakika doğu boylamı olarak geçmektedir [1]. Kent arazisinin iki tarafı sarp Arpaçay Kanyonu ile kuşatılmıştır [1]. Bu dik doğal uçurumlar, kentin savunmasına tarih boyunca büyük katkı sağlamıştır [1].

Geniş bir plato üzerine kurulan yerleşim, kentsel bir imge olarak Kars ilinin kültür turizminde belirleyici bir yere sahiptir [3]. Alan, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almaktadır [1]. Tescilli ana arkeolojik sit alanı toplam 250,7 hektarlık bir genişliği kapsar [1]. Bu büyüklüğü zihinde canlandırmak gerekirse, 250,7 hektar yaklaşık olarak yan yana gelmiş 350 standart futbol sahası büyüklüğünde çok geniş bir alana karşılık gelir [1]. Tarihî kentin çevresinde yer alan koruma amaçlı tampon bölge büyüklüğü ise resmî kayıtlarda 432,45 hektar olarak tescillenmiştir [1]. Bu tampon bölge de yaklaşık 600 futbol sahası genişliğinde devasa bir çevre kuşağını ifade etmektedir [1].

Arpaçay’ın oluşturduğu derin kanyon vadisi, kent için iki önemli işleve sahiptir [1]. Vadi hem doğal bir sınır çizgisi çekmiş hem de korunaklı bir yaşam alanı oluşturmuştur [1]. Söz konusu doğal çevre ve kanyon vadisi, bölgedeki tarihî yapılar topluluğunun çevresinde yer almaktadır [3]. Ziyaretçiler kaynaklara göre burada tarih ile vadinin doğal peyzajının birleştiği dingin bir çevreyle karşılaşmaktadır [3].

Tarihçe

Ani kentinin bilinen yerleşim tarihi Erken Demir Çağı’na, yani milattan önce 1200 ile 1000 yılları arasına dayanmaktadır [1]. Bu bölge Urartular döneminde Akhuriani adıyla anılmıştır [1]. Aynı zamanda Urartulardan önce bu coğrafyada yaşayan yerel halk topluluklarına, yani kadim Nairi kabileler birliğine de ev sahipliği yapmıştır [1]. Nairi, Doğu Anadolu havzasında yaşamış yerli kavim ve aşiret topluluklarına verilen tarihî bir isimdir [1]. Yapılan arkeolojik kazılarda Tunç ve Demir Çağı yerleşimlerinin kalıntıları ortaya çıkarılmıştır [1]. Bunların yanı sıra Urartu dönemine ait olması muhtemel kalıntılar da bulunmuştur [1].

Bölgenin Ermeni hâkimiyetine ilk girişi milattan önce 400’lü yıllarda gerçekleşmiştir [1]. Bu dönemde yönetim Orontes Hanedanı idaresi altındadır [1]. Ani adına ise ilk defa milattan sonra beşinci yüzyılda rastlanmaktadır [1]. Bu kayıtlar geçmişi kaydeden tarih yazıcılarının, yani eski dönem tarihçileri olan müverrihlerin metinlerinde yer alır [1]. Müverrih terimi, geçmiş olayları araştırıp yazıya geçiren vakanüvis veya tarih yazarı anlamına gelir [1]. Bu tarihçiler yerleşimi dik bir tepeye inşa edilmiş güçlü bir kale olarak aktarmışlardır [1]. Aynı zamanda kenti Kamsarakan sülalesinin şahsi mülkü olarak tarif etmişlerdir [1].

Altıncı yüzyılda kale, Gamsaragan beylerinin elindedir [1]. Kamsarakan ve Gamsaragan isimleri farklı iki aileyi değil, aynı soylu Ermeni hanedanının kaynaklardaki farklı yazılışlarını ifade eder [1]. Bu müstahkem kale, Bagratuni Hanedanı ile yaşanan uzun mücadele sonrasında el değiştirmiştir [1]. Gamsaragan ailesi 780 yılında mülklerini Bagratlılara satmıştır [1]. Aile bu satışın ardından Bizans topraklarına göç etmeyi tercih etmiştir [1]. Bagratlı hanedanından Birinci Aşot, 885 senesinde resmen kral olarak tanınmıştır [1]. Aşot’un krallığı hem Abbasi Halifesi hem de Bizans İmparatoru tarafından onaylanmıştır [1].

Bu dönemde hükümdara Ermenistan Kralı anlamına gelen “Şehinşah-ı Armen” unvanı verilmiştir [1]. Şehinşah kelimesi Farsça kökenlidir ve “kralların kralı” demektir [1]. Dönemin siyasi geleneğinde Abbasi Halifesi gibi bölgesel egemen güçler, hâkimiyetlerini tanıyan Hristiyan hükümdarlara saygınlık ve meşruiyet göstergesi olarak bu tür Farsça unvanlar tevcih edebilmekteydi [1]. Unvanı alan Aşot ve soyundan gelenler, yönetim merkezini zaman içinde farklı şehirlere taşımışlardır [1]. Krallar sırasıyla Bagaran, Şirakavan ve Kars merkezinde hüküm sürmüş, ardından Ani’ye yönelmişlerdir [1]. Üçüncü Aşot 961 yılında krallığın başkentini Ani’ye taşımıştır [1]. Kentte bu tarihten itibaren kapsamlı bir imar faaliyeti başlatılmıştır [1].

Kent en parlak çağını İkinci Smpat ve oğlu Gagik dönemlerinde yaşamıştır [1]. Bu altın çağ 977 ile 1020 yılları arasındaki dönemi kapsar [1]. Bu devirde kent nüfusunun yüz bin kişiyi aştığına dair yaygın tarihî rivayetler bulunmaktadır [1]. Ancak parlak dönem uzun sürmemiştir [1]. 1045 senesinde Bizanslılar kenti ele geçirerek Bagratlı devletine kesin olarak son vermiştir [1].

Bizans yönetiminde kalan şehir savunmasız duruma düşmüştür [1]. Ardından 1064 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan şehri kuşatmıştır [1]. Bu kuşatmanın neticesinde Ani fethedilmiştir [1]. Söz konusu fetih, Türklerin Anadolu’ya attığı ilk ve en önemli adım sayılmaktadır [4]. Bu nedenle ilgili kaynağa göre Türk tarihi açısından büyük bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir [4]. Hatta 1964 yılında fethin dokuz yüzüncü yılı Kars halkı tarafından coşkuyla anılmıştır [4]. Bu kutlamalar büyük açık hava törenleriyle icra edilmiştir [4].

Kutlamalar 1970’li yıllara dek sürdürülmüştür [4]. Törenler kimi zaman tercih dönemlerinde kapalı salonlarda, Ağustos 1966’da ise geniş programlarla yapılmıştır [4]. Selçuklular fethin ardından kentin idaresini Kürt kökenli Şeddadi beyliğine devretmiştir [1]. Bölge uzun süre bu beyliğin yönetim merkezi olmuştur [1]. Ani kenti, İslam öncesi ve sonrasındaki dönemler hesaba katıldığında toplam sekiz yüz yıla yakın bir süre Türk hanlıklarına merkezlik yapmıştır [4].

Bin yüz doksan yılı civarında Gürcü Krallığı hizmetinde bulunan önemli bir komutan ve Gürcü beyi olan Zakare Mkhrgrdzeli sahneye çıkmıştır [1]. Zakare Mkhrgrdzeli kaleyi bir askerî üs olarak kullanmıştır [1]. Böylece Kars ile Ahıska çevresinde güçlü bir egemenlik kurmuştur [1]. Onun soyundan gelen yöneticiler atabey unvanıyla hüküm sürmüşlerdir [1]. Bu yöneticiler önce Gürcü krallarına, ardından Moğol İlhanlı Devleti’ne bağlı olarak varlıklarını devam ettirmişlerdir [1]. Ani’deki Hristiyan yapılarının mühim bir bölümü işte bu atabeylik idaresi devrinde inşa edilmiş veya esaslı şekilde onarılmıştır [1].

Kent daha sonra Celâyir ve Karakoyunlu yönetimlerine geçmiştir [1]. Ancak siyasi idare değişse de yerleşik halkın çoğunluğunu her zaman Ermeni nüfus oluşturmuştur [1]. Şehir 1319 yılındaki büyük depremde ağır hasar görmüştür [1]. Sonrasında ise Timur orduları tarafından ele geçirilerek tahrip edilmiştir [1]. Bütün bu yıkımlara rağmen 1535 yılındaki Osmanlı-İran savaşına kadar kentte belirli bir nüfus yaşamaya devam etmiştir [1].

Gezgin Evliya Çelebi 1647 yılında bölgeden geçmiştir [4]. Çelebi seyahatnamesinde burayı küçük ve harap bir kale olarak tarif etmiştir [4]. Kente ait yerleşimin tam olarak hangi tarihte tümüyle terk edildiği ve bir ören yerine dönüştüğü ise kesin şekilde bilinmemektedir [4].

Bölge 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi neticesinde Çarlık Rusyası idaresine geçmiştir [1]. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı kuvvetleri kenti geri almıştır [1]. Ancak plato kısa bir süre sonra yeni kurulan Ermenistan’ın kontrolüne geçmiştir [1]. Ani, 1920 yılında Kurtuluş Savaşı sırasında nihai olarak geri alınmıştır [1]. Böylece Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına dâhil edilmiştir [1].

Alan üzerindeki ilk kazılar 1892 ile 1918 yılları arasında Çarlık Rusyası idaresinde gerçekleştirilmiştir [1]. Cumhuriyet döneminde Prof. Dr. Kılıç Kökten, Kemal Balkan ve Prof. Dr. Beyhan Karamağaralı sahada arkeolojik çalışmalar yürütmüştür [1]. Kazılar 2006-2019 yıllarında Kars Müzesi başkanlığında yürütülmüştür [1]. Çalışmalar 2019 yılından itibaren ise Kafkas Üniversitesi adına Doç. Dr. Muhammet Arslan başkanlığında sürdürülmektedir [1].

Neye benziyor?

Ani, tarihî kaynaklarda sıklıkla “bin bir kiliseli şehir” ya da “kırk kapılı şehir” unvanlarıyla anılmaktadır [1]. Kanyonun çevrelemediği tek açıklık kuzey plato cephesidir [1]. Bu cephe, onuncu yüzyılda inşa edilmiş güçlü savunma surlarıyla korunmaktadır [1]. Kente giriş sağlayan ana kapı ise tarihî kayıtlarda Aslanlı Kapı ismiyle anılmaktadır [1].

Selçuklu fethinin ardından zarar gören surlar esaslı biçimde onarılmıştır [1]. Duvarlara yeni kitabeler yerleştirilmiştir [1]. Bu surların yüzeyinde aslan, ejderha ve çift başlı kartal figürlerinden oluşan taş süsleme kabartmaları bulunmaktadır [1]. İç kale duvarlarında ise klasik usulde kesilmiş devşirme taş bloklar açıkça görülmektedir [1]. Buradaki “devşirme taş” ifadesi Osmanlı’daki devşirme sistemiyle ilişkili değildir; doğrudan bir mimarlık terimidir [1]. Mimarlıkta devşirme taş, daha önceki dönemlere ait yıkılmış veya terk edilmiş binalardan sökülerek yeni yapılarda tekrar kullanılan hazır taş blokları tanımlar [1].

Kalede ayrıca eski inançlara ait bir ateşgede kalıntısı mevcuttur [1]. Ateşgede, İslamiyet öncesi eski İran dini olan Zerdüştlükte, kutsal kabul edilen ateşin sürekli canlı tutulduğu ve ibadetlerin yapıldığı ateş tapınağı anlamına gelir [1]. Günümüzde ören yerinde şehir suru haricinde sekiz kadar kilise ile bir cami varlığını sürdüren en önemli yapılardır [1]. Ayrıca katedral olarak adlandırılan Meryemana yapısı da kentin günümüze ulaşan en görkemli binalarından biridir [1].

Ani’nin en mühim İslam yapısı olan Ebu’l Menuçehr Camii, 1072 yılında yaptırılmıştır [1]. Eseri Şeddadi emiri Menuçehr inşa ettirmiştir [1]. Bu eser, araştırmacılara göre Anadolu coğrafyasında Türk ve İslam dönemine ait ilk cami örnekleri arasında yer almaktadır [1]. Yapının tavanlarında ve pencerelerinde dönemin zarif taş işçiliğini yansıtan özgün süsleme detayları yer almaktadır [1].

Ören yerinin altında ise son derece ilginç bir yeraltı şehri bulunmaktadır [1]. Bu yapının keşfi 1880’li yıllara dayanmaktadır [1]. Kayalara oyularak meydana getirilmiş bu yeraltı yerleşiminde tam sekiz yüz yirmi üç adet yapı ve mağara yer almaktadır [1]. Geniş bir alana yayılan bu tarihî yapılar topluluğu, Ani’yi eşsiz bir kültür mirası alanı hâline getirmektedir [3].

Harita

Harita: © OpenStreetMap katkıcıları. Bu yazıda anılan bazı yapılar ve kendi yazıları:

Ziyaret notları

Ani Ören Yeri’ne gitmeyi düşünen yolcuların yerel hava koşullarını ve yol durumunu önceden hesaba katması gerekir [2]. Bölgede kış mevsiminde yoğun kar yağışı, yol buzlanması ve sert soğuklar meydana gelebilmektedir [2]. Ziyaretçilerin yola çıkmadan evvel yolun ulaşıma açık olup olmadığını yetkili birimlerden öğrenmeleri tavsiye edilmektedir [2].

Kars şehir merkezinden hareket edildiğinde araçla ulaşım süresi yol şartlarına göre yaklaşık kırk beş dakika ile bir saat sürmektedir [2]. Toplu taşıma imkânları, giriş ücretleri ve müze kart geçerliliği hakkında kaynak metinlerde herhangi bir bilgi bulunmamaktadır [1]. Güncel ziyaret saatleri, tatil günleri ve giriş koşulları gitmeden önce mutlaka resmî kaynaklardan teyit edilmelidir.

Alanda rehberlik hizmeti, dinlenme tesisleri ve otopark imkânlarına ilişkin veriler de kaynaklarda yer almamaktadır [1]. Geniş bir alana yayılan kalıntılar arasında yürüyüş yapılacağı için kışın sıcak tutan giysiler tercih edilmelidir [2]. Ziyaretçilerin bölgeye giderken tüm pratik bilgileri Kars İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün resmî duyurularından kontrol etmesi önerilir.

Kaynaklar

Güzergâh Planı

Güzergâhtaki Duraklar (6)

Sıralı Rota

Bu yazı yayımlanmış kaynaklardan derlenmiştir. Gitmeden önce çalışma saatlerini, erişim koşullarını ve güncel durumu resmî kaynaklardan teyit edin.